manera.az
manera.az

Ülvinin YENİ hekayəsi -MANERA.AZ

📅 10.10.2016 11:27

Ülvinin YENİ hekayəsi  -MANERA.AZ
manera.az

Komşunun evi
(öykü)

“ Karşıdakı daireyi sonunda kiralayan birileri bulundu. Büyük bir daireydi, bence hiç gereği yoktu. Çok sonralar bir keresinde o dairede otursaydım belki de odalardan birini unuta bilirdim diye düşünmüşdüm. Yine kendime kiralık ev aradığımda emlakçı ilk önce o daireni göstermişdi bana(fazla konuşkan biri değilim). Kapıdan adım atdığım andan şaşırıp kalmışdım. İnsanlar bunu neden yapıyorlar ki?

Oturma odasının öyle geniş penceresi vardı ki, karşısına tam yedi saksı yerleşe bilirdi. Ben saksıda menekşe çok severim, kız gibi, mahcup, mavi menekşeleri çok severim. Ama işin yoksa bütün gün sula dur, ikidebir acaba çiçekler büyümüş diye merak edib bak. Caddeye bakan böyle büyük pencereden düşücek olan gün ışığını önlemek için de büyük perde gerekiyordu. Tak-çıkar, yıka, kurut, ütüle, çok zor, kim uğraşacak? Açıkçası pek yoğun yapılan işler değildi bunlar, bir şekilde hallolunurdu ama tek sorun bu değildi. Odadakı kanepe çok hoşuma gitmişdi aslında, evet, doğruyu söylemek gerekirse böylesinde hiç bir zaman oturmadım. Hatta bunda uzanıp da televizyon izlediyimi bir an için hayal bile etdim oracıkda, zavallı emlakçının durmadan konuşmasına da aldırmamışdım. Televizyon odanın sol köşesinde çapraz koyulmuşdu, galiba elektrik ala bileceği en yakın yer orasıydı, pek de güzel televizyondu. Ama peki bu kanepeyi nasıl çevirmeliydim? Olduğu yerden televizyon iyi gözükmüyordu, televizyonu bu tarafa çevirsem muhtemelen kablo yetmezdi, kanepenin yerini değiştirmek de tek başıma benim için zor, pek ağır gözüküyordu. Hem değiştirsem bile o durumda kanepe pencerenin karşısına düşüyordu. Işıkdan hoşlanmam ben, sabah uykusuna da düşkünümdür, ya televizyon izlerken kanepede uyuya kalsam ? Sabah erkenden gün ışığıyla uynırsam huzursuz olurum, gün sonunda da başım ağrır muhtemelen. Bir düzine can sıkıntısı, hiç gereği yok.

Sonra,oda o kadar geniş ki, kanepede oturduğum zaman karşı duvar pek uzağa düşüyor, insan huzursuz olur canım, kendimi iyi his etmem ben. İnsan kendini evinde de rahat edemiyorsa başka nerede edecek? Belki duvara bir aile resmi ya da tablo falan asarım diye düşündüm, genelde öyle yaparlar ya. Ama benim hiç bir aile resmim olmadı bu güne kadar. Tablo desən, o da ayrı dert. Bir keresinde arıyı da narı da en sonda fark etmişdim, ya da gecenin bir yarısı uyanıp da duvarda ağzı-gözü kaymış bir kadın görmek de hiç hoş değil, iri kafalı ve dudaklı, siyah tenli arap kadınları da bana göre değil. Belki şu gülümseyen kadın ola bilirdi ama onun da kopyasını iyi yapamıyorlar. Zaten kim uğraşacak, işin yoksa tablonun tozunu al, boşa masraf. Duvarın dibine kitaplık yerleştire bilirdim aslında. Ama benim küçük kitaplığım duvara karşı çok yalın kalırdı, yeni bir kitaplıksa bir dünya zahmet. Mağazaya git, onca seçim arasında uzun zaman bocala dur, diyelim ki aldın, araba kirala, mobilyayı taşı, benim kata kadar kaldır, aman dikkatli olun çocuklar, çizilmesin, aman şurasını gözleyin, aman şuraya yerleştirin, yok-yok, oraya, ya da en iyisi buraya. Ne gereği var canım? Zaten o kadar kitabım da yok, neyle dolduracam içini?
Şu yemek masası da çok büyük, bir kişi için fazla büyük. Rengi de iyi değil galiba. Nereye koysam onu ki? Odadan çıkarmaya çalışsam kapıdan çıkmaz. Duvarın dibine koyamam, çok yuvarlak, ortada da bence uygunsuz. Ama sağ köşede üstü dantelli sehpanın üzerinde eski bir gramofon olursa pek güzel olurdu açıkcası. Yanında da şöyle klasik müzikden oluşan plak seti. Akşamları bazen Chopin falan dinlerdim belki. Ama hayır, şu saçma zengin adetleri de nerden çıkıyor? Hem komşuları da rahatsız etmek olmaz, sonra zamanında uyumazsam sabah işe geç kalırım, hiç gereği yok.
Sonra bu oda kışın iyi de ısınmaz, kanepede yorganla oturacak halim yok ya. Kaloriferi çok açarsam bu sefer de yatak odası fazla ısınır, gece terlersem sabahleyin hasta olurum, mazallah, ne gerek var canım? Yere sermek için de büyük halı gerek, büyük halının altı da çok fena toz toplar, temizlemek de zor olur. Bir lamba da yetmez bu odayı aydınlatmaya, bir kaç lamba gerek, avize pek güzel ama çok yüksekde, nasıl bağlarım lambaları, çok zor iş.
Yatak odası desen, o da çok büyük. Ben napıcam öyle geniş yatağı? İşin yoksa çarşafları yıka, ütüle, ser, kirlensin sonra bir de tekrarla. Zaten çoğu zaman elbiselerimle yatarım ben, hiç gereği yok, o kanepe gibi bir şey olsa yeter bana, oracıkda kıvrılıp sabahlarım zaten çoğu zaman. Böyle büyük gardırop da ne lazım? Zaten epi-topu iki çift elbisem var, bir tane de paltom, bir yerlerden asarım elbet. İç çamaşırlarımı da bavuldan hiç çıkarmam ben, ne gereği var canım. Şu komodin de neyin nesi, adını bile zor söylüyorum, ben fransızmıyım? Tuvalet masasını da napıcam? Mavi gözlü sarışın karım yok ki, akşamları karşısına geçip saçlarını tararken bana gününü anlatsın.
Diğer odalar desen onlar da pek iyi, pek güzeldi, ama bana göre gereksizdi. Bu odaların birini çocuk, birini misafir odası yapacak değilim her halde. Gözleri ve burnu annesinkine benzeyen şu benim kız akşamları piano çalıb komşuları rahatsız etseydi çok güzel olurdu ama-demişdim kendi kendime. O anda nedense yavaş-yavaş neşeleniyordum sanki.

Mutfak o kadar da büyük değildi galiba, ya da benim gözümde acık küçülme vardı belki. Ama yine de gereksizdi. Buzdolabının kapısını açık bıraksan yazın odaları serinledirdi adeta. Ama benim buzdolabına hiç ihtiyacım olmadı. Evde bir tek akşam yemeği yerim ben, benim akşam yemeğimse hep bakkalın buzdolabında duruyor.

Sonra bu evi temizlemek insanın tam bir gününü alır. Hiç gereği yok, daha önemli işlerim var benim-diye düşündüm ve özenmeden giyinmiş şu tipik karakterli emlakçıya daha küçük, daha rahat, kendimi içinde insan gibi his edeceğim bir ev önermesini dedim. O da çok düşünmeden beni dışarı çıkardı. Ama neşem durmadan artıyordu, kapıdan çıkarken kendi-kendime dedim-bu kadar güzel kapıda neyin-nesi, eve dönerken sarışın karım karşılıyıcak değil ya beni.

Emlakçı hiç uzağa gitmeden cebinden ufak bir anahtar çıkardı ve karşıdakı dairenin kapısını açdı. Yüzüme keskin küf kokusu değdiği an içimde çok eski bir his tekrar yarandı. Hayatımda bir defa tiyatroya gitmişliğim var ve o gece eve döndüğümde kapıyı açınca da aynı kokuyu duymuşdum. Tanıdık, her zaman geldiğim yere girercesine girdim içeri ve evi dolaşmaya başladım. Bir kaç dakika sonra artık ev hakında bilgim vardı. Burası tam benim aradığım gibi bir yerdi, insanın rahat edeceği, kendini öz, hatta baba evinde gibi his edeceği tatlı bir evdi. Kapıdan girince karşı evdeki gibi onca yolu gitmene gerek kalmadan kolidor hemen cecik bitiyor ve kendinizi bir an için varmak istediğiniz yatak odasında buluyorsunuz. Duvarın dibinde tek kişilik bir yatak var, üzerindeki örtüyü götürüb çok kolayca yata bilirsiniz. Örtüyü serince ise yatak sehpa rolünü de yapıyor, çok kurnazca, böyle kolaylıklara bayılıyorum. Küçük bir masa duvarın hemen dibinde. Üzerinde okuma lambası bile var. Odanın penceresi pek küçük, içeri soğuk almaz, iyi, hem sonra caddeye de bakmıyor, ışık da almıyor, zaten rahatsız olurdum. Mutfak hemen karşıda. Buz dolabı gibi gereksiz eşyalar da yok burda. Küçük bir mutfak, gaz ocağını açarsan tüm evi yarım saatde ısıtır. Temizlenmesi de çok kolay, bir saatde tüm evi temizlersin. Kısacası ev tam bana göre. Emlakçıyla anlaşdım ve hemen yerleşdim”.
Kahramanımız evine yerleşib mutlu-mesut, kaygı nedir bilmeden hayatını sürdürmüye başlamışdı. Derken bir gün akşam üstü işten dönerken karşı dairenin penceresindeki “Satılık yahut kiralık” ilanını göremedi. İçine garip bir endişe çöktü. Ertesi günse aynı saatde işten dönerken karşı evin ışığının açık olduğunu gördü. Derken tanımadığı bir adam ondan bir adım önde girdi apartmana. Bu genç bir adamdı, uzun boylu, yakışıklı bir delikanlıydı. Elindeki kir kaç dolu paketi zorla taşıyordu. Öykümüzün kahramını meraklı bakışlarıyla bu yabancının arkasıyca merdivenleri çıkıyordu. Yabancı adam onun katına kadar çıktı ve karşı dairenin şu güzel kapısının ziline bastı. Kapıyı mavi gözlü, sarışın bir kadın açtı ve gülümseyerek selamladı kocasını, elindeki poşetlere yardım etdi. Kahramanımız olup-biteni tam anlamamış kapı geri kapandı.
İki gün sonra bir pazar sabahı kahramanımız dışarıdan gelen seslere uyandı. Saat sabahın daha sekiziydi, öfkeyle kapı deliğinden baktı, karşı komşu evinde tadilat yapıyordu galiba. Bir hafta sonrasa akşam işten çok yorgun gelen kahramanımız hemen yatıb uyumak istedi ama karşı komşuda büyük bir şenlik vardı. Saat tam onbire kadar kahkaha, muzik, yüksek sesli konuşmalardan dolayı gözüne uyku gitmedi. Bir ay sonrasa komşunun şu küçük sarı saçlı, tıpatıp annesine benzeyen kızı her gece pianoyu tıngırdatmaya başladı. Çocuk yeni hevesliydi ve saatlerce hiç durmaksızın pianoda iğrenc sesler çıkarıryordu. İki ay sonrasa bir akşam eve dönen kahramanımız komşu evin penceresinde bir sürü saksı gördü. Adeta çıldırmış gibi oldu, saksıları hemen saymaya başladı, tam yedi taneydi. Ne yapacağını bilmeyen yaşı kırkbeşi yeni geçse de kel kafalı olan adam perişan halde merdivenleri tırmanıp kendini yatağına atdı...

Taşındıkları iki ay olmasına karşın karşı komşuyla neredeyse hiç karşılaşmamışdılar. Yanlızca bir defasında bakkalda, karşı komşu hanımının yazdığı belli olan uzun bir listeyle alış-veriş etdiği için öykümüzün kahramanı epeyi beklemeli olmuştu. Adam durmadan sırıtıyordu ama kahramanımız hiç yüz vermiyordu, öfkeli bir tavır takınıb adama bakıyordu. Adam alış-verişi bitirince hemen arkasından bakkala yaklaştı bizimki.
-Bir tane balık konservi.

-Ya ekmek?

-Bu gün değil-dedi ve komşunun ardından hızla gidiverdi. Açıkçası bizim kahramanımız hep böyle karşılaşmalardan kaçınmaya çalışıyordu. Onlar karşıya yerleşdiklerinden beri zavallı adamın hiç huzuru kalmamışdı. Komşu evde her hafta doğum günü, kutlama, misafirlik ya da başka bir şenlik vardı, çocuk her gün şu pianoyla kafa ütülüyordu, ayda bir defa büyükannesi kızı alacak oluyordu ki, o zaman da gec saate kadar lanet gramofonun kısık sesi insanın huzurunu kaçırıyordu, hep de Chopin dinlerlerdi. Kahramanımız böyle durumlarda çılgına dönerdi, neredeyse kendini kayb ediyordu, bazen yatağına kıvırılıp gramofon susana kadar ağlardı. Artık işte de evde de hep komşu hakında düşünür olmuştu.
-Nerden çıktılar sanki? Ne güzel mutlu-mesut yaşıyordum burda, lanet olsun, her zaman bir prüz çıkar zaten. Sen şu aptal adamın yaptığına bak, insanların rahatını hiç düşünmüyorlar, şu yaramaz çocuğu susturmuyorlar, her gün kafa ütülüyor. Har hafta evde bayram var, anlamıyorum ki ben, bu kadar çok neyi kutluyor bu insanlar? Aptal herifin teki benim komşum, baksanıza akrabaları her hafta akşam yemeklerini ona ısmarlatıyorlar. Ayrıca çok da kılıbık, geçen bakkal alış-verişinden sonra nasıl koşa-koşa eve geliyordu görmedinizmi? Karısı iki sırıttımı hemen cecik yelkenleri suya indirir böyleleri, çok gördüm böylelerini ben, her kese iyilik, mutluluk saçıyorlar, ama aslında hiç bir şeyi beceremezler. Çokta genç, ordan belli aptal olduğu, ama nasıl bir zor hayat yaşıyor zavallı. İnsan acımadan edemiyor doğrusu, her gün işten dönerken alış-veriş yapıyor, her hafta misafirlik için ayrı alış-veriş, çocuğu okuldan alıp müzik hocasına bırak, alış-verişten sonra gidip çocuğu hocasından al, eve götür, derslerine yardım et, uyut, karınla ilgilen, yarınki işi düşün, o yorgunlukla uyu ve sabah erkenden kalk. Yine aynı senaryo başlıyor. Evet, sen insanların huzurunu böyle kabaca düşüncesizlikle bozarsan ilahi adelet elbet bizim öcümüzü alacaktır senden. Her sabah iki torba çöp atıyor zavallı.
Tüm yakınmalarına karşın kahramanımız hiç bir zaman karşı komşuyu apartman yöneticisine şikayet etmemişti. Yıl başı akşamı işten eve dönerken komşu evin ışıklarının yanmadığını görünceyse içini yine büyük bir endişe kapladı. Aklına bir düzine fikir geliyordu, ama hiç birinde karar tutamıyordu. Düşünceler arasında bocalayarak kendi dairesine çıktı. Hafif bir üşütmüşlüyü vardı, hemen yorganının altına girip karşı komşuyu düşünmeye başladı. Düşünceleri o kadar karışıktı ki, kahramanımız artık usanıyordu, bir an önce uyumak istiyordu ama kafasındakı sızı buna engel oluyordu. Derken büyük bir gurlamayla yatağından fırlar gibi oldu. Pencereden görülebileceği kadarıyla her yanda fişekler partlamışdı, siyah geceyi kırmızıya boyamıştılar. Kahramanımız ışığı açtı, evet saat onikiyi vuruyordu. Bunca zaman farkında olmadan sadece karşı komşuyu düşünerek geçirmişdi.

-Aptal herifler, hiç insanların sağlığını düşünmüyorlar. Şu fişekler de neyin nesi? Hepsi boşa masraf. Şu ilçeye doğru-düzgün bir belediye başkanı gelmicekmi acaba?...-gibilerden kendi-kendine yakınarak yeniden yatağına uzanmış ve bilmem kaç saat sonra sonunda uyumuştu. Karşı komşularsa o gün hiç eve dönmemişlerdi, hatta ertesi gün de hiç gelmediler. Ancak üç gün sonra eve dönmüşlerdi. Bu günler içinde kahramanımız hiç huzur bulamamıştı, yatağının içinde ordan-oraya kıvranıp durmuşdu. Dördüncü günün akşamı işten eve dönerken komşu evin ışığını açık görünce içine dolan neşe ve rahatlık kahramanımızı çok şaşırtdı, fakat buna göre kendisiyle hesaplaşmayı sonraya bırarktı. Apartmanın girişinde yine karşı komşuyla karşılaştılar.

-Merhaba efendim. Nasılsınız?-dedi karşı komşu.
-Merhaba, teşekkür ederim, sizler nasılsınız?-birden sevecen olmuşdu komşusuna karşı.
-İyiyiz, çok şükür, yeni yılınız da kutlu olsun efendim.
-Çok teşekkür ederim efendim, sizin de. Küçük kızımız nasıllar?
-Teşekkür ederim efendim, iyi çok şükür, bizi uğraştırıp duruyor işte.
Bu anda kahramanımızın aklına tuhaf bir şey geldi.

-Şey, efendim, yani yanlış anlamazsanız size bir şey sormak istiyorum, ama yine diyorum, lütfen yanlış anlamayın ve kusurumu da mahzur görün. Ben... yani sokakdan bakılınca... eve dönerken hep görüyorum da... pencerenizin önünde saksılar var galiba, şey, yani onlar ne gülü efendim?
-Hah onlarmı, karım işte, çiçekleri çok seviyor, menekşe onlar.

Konuşa-konuşa kendi dairelerinin kapısınaa gelmişlerdi, menekşe lafını duyan kahramanımız kapısını açıp içeri girdi, karşı komşuysa kahramanımızın arkasından şaşkınlıkla baka kaldı ve tuhaf adam diyip o da kendi dairesine girdi.

Ülvi Həmzə Ağababa


Baxış sayı - 1 759 | Yüklənmə tarixi: 10.10.2016 11:27
OXŞAR XƏBƏRLƏR
TRİBUNA
XƏBƏR LENTİ
BÜTÜN XƏBƏRLƏR
TÜRK DÜNYASI
«     2026    »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031